img

Bize Ulaşın

  • Üniversite, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Avcılar Kampüsü İşletme Fakültesi Kültür Kulübü Odası, 34322 Avcılar/İstanbul
  • info@kulturkulubu.com

Son zamanlarda günlük yaşamın hızına yetişebilen var mıdır aramızda, merak ediyorum. Her yeni gün bir koşturmaca içinde geçip gidiyor. İnsanoğlu daha fazla ve fazla tüketir oldu. Üretmiyoruz, aslına bakarsanız belki de üretemiyoruz. Günün büyük kısmını yolda geçirenler, toplantıdan toplantıya koşanlar… Hepimizin acelesi var artık. Durup düşünmek için geç kalıyoruz. “Modern hayat” dediğimiz, yeterince sorgulanmadığını düşündüğüm bu yeni normal, bize birçok şeyi fark ettirmeden empoze ediyor. İnsanları daha hızlı düşünmeye, karar vermeye ve hareket etmeye yönlendiren; bunu da bir zorunlulukmuş gibi gösteren bir anlayış hâkim. Bir işi uzun yoldan ilerletmek, onu ilmek ilmek işlemek artık kimsenin umurunda değil. Ve tam da burada yüzeysellik başlıyor. Zorunda olmadıkça birbirimizi dinlemiyor, sabırsız davranıyoruz. Vakit ayırmak, belki de en büyük lüks hâline geldi. Peki bu hızın yan etkileri fark ediliyor mu? Stres, anksiyete, sosyal kaygılar ve daha niceleri… Artık herhangi bir hastalığın temel sebebinin stres olması şaşırtıcı gelmiyor. Sakinlik, sessizlik, bir süre geri çekilmek gerekir bazen. O zaman fark etmediğimiz detayları görür, etrafımıza daha derin bakarız. İç sesi de unutmamak lazım elbette; çünkü tüm bu gürültü arasında kaybolan en önemli şey, belki de tam olarak odur. Bu düzen sadece bireysel değil toplumsal etkileri de barındırıyor. Tüketim kültürünün dayattığı sürekli bir ihtiyaç halinde olma durumu, ihtiyacınız olmayan bir şeyi size satın aldırtıyor ya da eğilimlerinizi arttırıyor. İnsan ilişkileri bile tüketime döndü; hızla başlıyor, hızla bitiyor. Bağ kurmak değil, vakit kaybetmemek öncelik oldu. Belki de çözüm yavaşlamaktır, her ne kadar kabul edilmese de. Bu düşüncede olanlar konuya duygusal baktıkları için eleştiriliyor olabilir ama geriye dönüp baktığınızda büyük işler hep zaman almıştır. Büyük filozofların düşüncelerini sorgulaması, Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ni yıllar süren sabırla boyaması, bir çiçeği haftalarca gözlemleyen bilim insanlarının buluşları… Hiçbiri aceleyle doğmadı.

Yazar: Nurcan Akkuş