img

Bize Ulaşın

  • Üniversite, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Avcılar Kampüsü İşletme Fakültesi Kültür Kulübü Odası, 34322 Avcılar/İstanbul
  • info@kulturkulubu.com

Yapay zekâlar sahiden de bir sanat eseri üretebilir mi? Bu tartışmaları son zamanlarda sık duymaya başladık. Özgünlük ve etik meseleleri bir kenara bırakırsak, yapay zekâ sanatın, müzik, resim, heykel, edebiyat, sinema gibi farklı alanlarında uygulanmasıyla artık resim yaptığı, yazı yazdığı, film hazırladığı görülüyor.
Peki yapay zekâya biraz daha yakından baktığımızda, şu ana kadar ne tür eserler ortaya koyduğunu söyleyebiliriz? Bu eserler, sanat anlayışımızı nasıl etkiledi ve dönüştürdü? Gelin, Grimm Kardeşler’den esinlenerek yapay zekâ tarafından yazılan Prenses ve Tilki masalıyla bu süreci incelemeye başlayalım.

Prenses ve Tilki Masalı

Uyku vakti geldiğinde anlatılabilecek yeni bir peri masalı yazmak için Botnik Studios, meditasyon uygulaması Calm’la iş birliği yaptı.
Öngörücü algoritmalar kullanılarak, 19. yüzyılda Alman halk masallarını derlemesiyle bilinen Grimm Kardeşler’in eserleri tarandı ve Prenses ve Tilki adlı masal ortaya çıktı. Esere son hâlini vermesi için insan yazarlar da kolları sıvadı ve insan-yapay zekâ iş birliğiyle ilgi çekici bir masal yaratıldı.
Masal, konuşan bir tilkinin yoksul bir değirmencinin oğluna bir prensesi kurtarmak için yardım etmesini konu alıyor.
Bakalım bu eser Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Hansel ve Gratel, Rapunzel veya Fareli Köyün Kavalcısı gibi dilden dile kültürden kültüre aktarılabilecek mi? Bunu elbette zaman gösterecek.

Yapay Zekâ Tarafından Üretilen 432 Bin Dolarlık Portre

Açık artırmaya çıkmak üzere yapay zekâ kullanılarak yaratılan ilk orijinal sanat eseri olan Portrait of Edmond de Belamy (2018), Christie’s New York’ta altı dakikadan uzun süren yoğun bir teklif yarışının ardından 432.000 dolara satıldı.
Eser, Paris merkezli Obvious kolektifi tarafından üretildi ve tamamen yapay zekâ tarafından oluşturulmuş kurgusal “Belamy Ailesi”nin portre serisinin bir parçası olarak tasarlandı.
Portreyi oluşturan yapay zekâ sisteminin arkasındaki isimler Hugo Caselles-Dupré, Pierre Fautrel ve Gauthier Vernier. Ekip, “Generative Adversarial Network” (GAN) adı verilen algoritma ailesini kullanarak sanat ile yapay zekâ arasındaki ilişkiyi araştırıyor. GAN’lar, iki yapay zekâ modelinin birbirine karşı çalıştığı ve bu sayede giderek daha gerçekçi görüntülerin üretildiği bir yapı sunuyor. Bu teknik, esere hem benzersiz hem de tartışma yaratan bir estetik kazandırdı.

Beethoven’ın Yarım Kalan Senfonisi

Müzik tarihinin en büyük isimlerinden Ludwig Van Beethoven’ın doğumunun 250. yılı şerefine müzikolog ve bilgisayar bilimcilerden oluşan bir grup, Alman bestecinin yarım kalan 10. Senfonisi’ni tamamlamak için bir araya geldi.
Alman telekomünikasyon şirketi Telekom tarafından bir araya getirilen uzmanlar, Beethoven’ın önceki eserlerini yapay zekâya işleyerek bestecinin tarzını analiz etmekle işe başladı. Yapay zekâ; melodik yapıları, armonik geçişleri ve ritmik örüntüleri inceleyerek Beethoven’a özgü bir kompozisyon dili geliştirmeye çalıştı.
İki yıl süren yoğun çalışmalar sonucunda ortaya çıkan eser, Beethoven uzmanları da dahil olmak üzere çeşitli dinleyici gruplarına sunuldu. İlginç bir şekilde, dinleyiciler orijinal bölümlerle yapay zekâ tarafından tamamlanan kısımlar arasında belirgin bir fark ayırt edemedi. Bu durum, yapay zekânın Beethoven’ın üslubunu ikna edici bir şekilde taklit edebildiğini gösterdi.
Elbette Beethoven’ın kendi eserleri ve notaları olmasaydı böyle bir çalışma ortaya çıkamazdı. Ancak sonuç, makinelerin insanlardan öğrenebildiği gibi insanların da makinelerden öğreneceği çok şey olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Ressam Sophia

Hong Kong merkezli teknoloji şirketi Hanson Robotics’in ilk kez 2016’da tanıttığı Sophia, Mart 2021’de açtığı ilk sanat sergisiyle ses getirdi.
İtalyan sanatçı Andrea Bonaceto’yla iş birliği yapan Sophia, “Umarım insanlar yaptıklarımı beğenir ve onlarla ileriye dönük yeni ve heyecan verici yollarla iş birliği yapabiliriz” ifadelerini kullandı.
Sergide yer alan 12 saniyelik MP4 formatındaki Sophia Instantiation adlı dijital çalışma, 700 bin dolara alıcı bularak dikkat çekici bir başarı elde etti. Bu satış, yapay zekânın dijital sanat piyasasında da kendine güçlü bir yer açmaya başladığını gösteren örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.

Robot Şair “Deniz Yılmaz”

2015 yılında Bager Akbay tarafından tasarlanan robot Deniz Yılmaz; şiir, makale ya da herhangi bir metni yazmak amacıyla geliştirilmiş bir yapay zekâ projesidir.
Akbay, bu proje için Yurdumun Şairleri kitabında yer alan şairlerin fotoğraflarını kullanarak ortalama bir “Posta şairi yüzü” oluşturdu ve böylece Deniz Yılmaz’ın profilini belirledi. Ardından kurduğu sisteme özgün bir yazım tarzı kazandırmak için ona sıfırdan yazmayı öğretti.
Benzer şekilde, dünyanın en zengin teknoloji girişimcilerinden Elon Musk’ın kurucuları arasında yer aldığı OpenAI tarafından geliştirilen GPT-2 yazılımı da şiir, makale ve haber metinleri üretebilmek için tasarlandı ve Şubat 2019’da kamuya açıldı.
Deniz Yılmaz’ın kodları internette açık şekilde erişilebilir durumdadır ve makine herkes tarafından yeniden tasarlanabilir. Bager Akbay, projeyi özellikle tekrar üretilebilir bir yapıda hazırladığını, hatta zaman zaman farklı kişilerin bu projeyi çoğalttıklarına dair kendisine e-postalar geldiğini belirtmiştir. Tüm bu yeniden üretimler sayesinde Deniz Yılmaz’ın kariyeri fiilen devam etmektedir.
Günümüzde üretimden sergilenmeye kadar dijitalleşme, sanatın bütün alanını sarmalamış durumda. Verilerin edebi metinlere, resimlere veya müziğe dönüştüğü bu dönemde, müzeler bir tıkla ulaşılabilir hâle geliyor.
Algoritmaların yaratıcılığı defalarca kanıtlanmış olsa da, esas soru şudur: Biz bu dijital çağa ve yeni sanat pratiklerine ayak uydurabilecek miyiz?

Yazar: Ensar Kobyaoğlu