img

Bize Ulaşın

  • Üniversite, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Avcılar Kampüsü İşletme Fakültesi Kültür Kulübü Odası, 34322 Avcılar/İstanbul
  • info@kulturkulubu.com

Gözlerimin kesebildiği son vagon da sise karışırken havada duran elimi indirdim nihayet. Artık el sallamanın bir anlamı yoktu nasılsa. Ayaklarım gideni getirmeye kararlı, gitmeye direnirken zorladım onları.

İşte o anda, tam arkama döndüğüm o anda gördüm onu. Kendinden emin alnı, dik duruşu, mağrur ve hafif puslu bakışlarıyla gördüğüm gibi tanıdım onu. Hangimiz nasıl olur da tanımazdık ki? Hepimizin yanı başından süzülüp geçmemiş miydi? Kemerli keskin burnu, yüzünde her biri başka bir elvedadan kalma çizgileri ve ince, yay gibi dudaklarıyla oradaydı işte.

Benim de yanımdan geçmek üzereydi. Saçlarına erkenden düşen aklar, yorgunluğundan haleler saçıyordu. Üzerindeki uzun, koyu renkli paltonun yakalarını kaldırmıştı. Geçip gidenlerin yokluğuyla o da üşüyordu işte, belliydi. Cepleri yarım kalan cümlelerle, cevaplanmamış mektuplarla doluydu; biliyordum.

Gözlerimi ondan çekmek, hızlıca uzaklaşmak istedim… Ancak kalbime gitgide kök salan boşluğu yalnızca o doldurabilirdi; kargaşamı bir tek o dindirirdi. Hem kaçtığım hem sığındığım acımasız bir ziyaretçiydi. Bana tek bir kelime bile etmedi, sadece bir an için göz göze geldik. Ben bakışlarımı çekemezken o, ağır ve sarsılmaz adımlarla geçti yanımdan; sırtıma yüklediği yarım kalmışlıktan bihaber…

O öylece yürümeye devam ederken gözlerimin dolmasına engel olamadım. Arkasına bir kez dahi dönüp bakmadan ilerledi; peronun sonundaki sise karışana kadar izledim onu. Gözden kaybolurken benden de bir parça götürdüğünün farkında mıydı bilmem. Bir veda; bağırıp çağıran bir öfke değildi en nihayetinde, eksilenlerin ardından peronda süzülen o mağrur yabancının ta kendisiydi.

Yazar: Elif Sude Yılmaz