img

Bize Ulaşın

  • Üniversite, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Avcılar Kampüsü İşletme Fakültesi Kültür Kulübü Odası, 34322 Avcılar/İstanbul
  • info@kulturkulubu.com

Kaçışlar ve Getirdiği Özgürlükler

İnsanların kaçışları olur. Farklı nedenler farklı kaçış yollarını doğurur. 

Bazılarımız perdesi kapalı karanlık odalarda yalnızlığına çekilerek kaçar, bazılarımız izlediği filmin figüranıymışcasına sahnelerde dolanır, bazılarımız da kitap sayfalarının içinde kelimelerin arasına saklanır. Kelimelerin arasında saklanırken kendimize ait bir şeyler duyumsamak, karakterleri görmek kaçışı kolaylaştırır bence. Ve her insanın kendini aradığı kaçışlar olmuştur. Benimde okurken zevk aldığım; karakterin kaçışlarını, kaçarken kendine dönüşlerini içimde hissettiğim bir roman var ve bugün ondan bahsetmek istiyorum. 

 

Andrew Miller’ın kaleminden Şimdi Tamamen Özgürüz kitabı son zamanlarda okuduğum ve beni kendine çeken, karakterle bağ kurabildiğim ve ne hissettiklerini zihnimde oturtmaya çalıştığım bir kitap oldu. Özellikle kitabın üçüncü kişi ağzından yazılması ve aynı zamanda gerçekleşen olaylara iki taraflı bakabilmemiz kitabın benim için eğlenceli tarafıydı. 

Kitaba gelecek olursak 1800’lerin İngiltere İspanya savaşı döneminde geçen bu kitap bir geri dönüşle başlıyor. Yaralı bir ingiliz askerinin savaş meydanından eve tedavi için dönmesini okuyoruz. Ancak savaşta geri çekilme esnasında bir şeyler olmuş ve karakterimiz John bunlardan kaçmak istiyor. John’un içinde filizlenen bu kaçışı en iyi şekilde hissettiren “Ne yaptığını sorgulamaya cüret edemiyordu. Sorgulamaya başlaması halinde, kendini dünyanın kabuğunda açılmış bir delikten dışarıya bakarken bulabilirdi.” İfadesi daha kitabın başlarında, okuyacağımız içsel kaçışın sinyallerini veriyor. 

 

Ordu John’un cepheye geri dönmesini istiyor ama ana karakterimizin böyle bir niyeti yok. Geri çekilme esnasında olanlar onu sarsmış ve o sarsıntının neden olduğu enkazdan kaçmak istiyor. İyileştiğinde ufak bir kimlik değişikliği ile yola koyulan John’un iç dünyasına, hislerine bu yolculukta derinlemesine giriyoruz. Karakterimizin yolculuğunun başladığı zamanlarda aynı zamanda bir mahkeme anına tanık oluyoruz. Geri çekilme esnasında olanlar hukuk sürecine taşınmış. İnsanoğlu konu savaş olunca her zaman içindeki iyiliği öldürür. Kitapta da bunu görüyoruz. Çekilmede yağmalama, işkence ve tecavüz gibi insan zihninin karanlık düşüncelerinin izleri var. Her şeyi açığa çıkarmak ve John’u bulmak için bir İngiliz ve İspanyol subay beraber çalışmaya başlar ve böylece o iki düşman tarafın birbiriyle çatışma dolu yolculuğunu okumaya başlarız. 

 

Kitap bize birçok noktadan dokunuyor ama beni en çok etkileyen alıntılardan biri de “Birine güvenmek nasıl bir şeydi? Akıllıca mıydı? Yoksa saat imalatçısının eğesi gibi küçük bir eğe vardı da, kalbimizi sürekli törpüleyecek ve bir gün sokakta karşıdan karşıya geçerken veya bir cümlenin ortasındayken, insan olmaktan tamamen vazgeçecek miydik?” Oldu. İnsan olmaktan yavaş yavaş vazgeçen biz ‘insanlar’ sisler içinde kalan son güven parçalarını nasıl bulacaktık?

 

Sonunda kendine saklanacak bir ada bulan John, orda farklı insanlarla tanışır. O insanlarla yalnızlığını paylaşır ve paylaştıkça aslında ne kadar yalnız olduğunu fark eder. Tanıştığı insanlardan biri olan Emily’nin göz sorunu için beraber bir yolculuk yaparlar. Emily neredeyse kör kalmanın eşiğinde ama buna rağmen ailesine karşı sorumlulukları olan biri. Bu durum ona özgürlüğünün alındığını hissettirir. 

 

Yolculukları sırasında içlerinde filizlenen ufak aşk tohumlarını okuyoruz. Aslında kitabın farklı sevgi çeşitlerine farklı yorumları var ama sevgi için geçen “Ama o sevgi ona hâlâ dokunabilir miydi? Bir zamanlar verilen sevgi, her zaman elde tutulabilir miydi?” İfadesi benim için sevginin, sonsuzlukla unutulmuşluk arasındaki ince çizgisini gösterdi. 

 

Kitap, John’u yakalayan iki subayla ve Emily’nin gözlerinin tekrar görebilmesiyle beraber, Emily’nin şu cümleleri ile biter: “John! Şimdi tamamen özgürüz!” Belki aynı şekilde tutsak değillerdi ama ikiside özgürlükleri için çabaladı ve en sonunda John zihninde başlattığı kaçışla yüzleşti, Emily gözlerini dünyaya açabildi. Belki John tutsak olarak yurduna dönecek ya da Emily mecburiyetlerinin pençesinde kısılıp kalacak ama ikiside ruhen özgürlüklerine kavuştular. Özgürlük her insan için farklı şekillerde var olur ve her insan bir gün tamamen özgür olmak ister.

 

Yazar: Beste Gül Taş