Teknolojik gelişmeler iletişim kurma şekillerimizi, yaşam biçimimizi çok hızlı değiştirdi. Akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, dijital çalışma ortamları insanların birbirine ulaşmasını kolaylaştırsa da bu kolaylık zaman içinde fiziksel yakınlığı azaltıp insanları bireysel yalnızlığa sürükledi. Bu yazıda teknolojinin sunduğu imkanların aynı zamanda bireyi nasıl yalnızlaştırdığını anlatıyor olacağım.
Teknolojinin gelişmesiyle beraber dijitalleşen dünyada artık işlerimizin çoğunu internet üzerinden hallediyor, görüşmelerimizi telefonla, sosyalleşme ihtiyacımızı sosyal medya platformları aracılığıyla gidermeye çalışıyoruz. Online şekilde yaptığımız iş başvuruları çoğu zaman açılmıyor bile. Online iş görüşmeleri ise insanın gerçek karakterini, iletişim tarzını ve beden dilini tam anlamıyla ortaya koymakta yetersiz kalıyor. Ekran karşısında yapılan bir görüşmede kişinin duruşu, mekana giriş anındaki özgüveni, tokalaşmadaki kararlılığı ve hatta ortamla kurduğu iletişim görünmez hale geliyor. Ayrıca bilgisayar ekranı karşısında yapılan görüşmelerde herkes hazırlıklı, kontrollü ve kendini filtreliyor oluyor. Bu da kişinin gerçek tepkilerini, stresle başa çıkma biçimini ve doğallığını gizliyor. Ekran, insanı yalnızca bir yüz ve ses haline getiriyor; oysa bir kişiyi tanımak için çok daha fazlası gerekiyor. Bu nedenle online iş görüşmeleri, adayın gerçek potansiyelini değil, yalnızca dijital bir yansımasını sunuyor; bu da insanı tanımak için kaçınılmaz bir eksiklik yaratıyor.
Sosyalleşmek insanoğlu için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Dijital çağ ile birlikte yeni birileri ile tanışabiliyor, arkadaş olabiliyor ya da duygusal ilişkiler kurabiliyoruz. İlk etapta ekstra vakit harcamadan yeni insanlarla tanışabiliyor olmak çok cazip gelse de zamanla gerçek dünyadan bizi uzaklaştırabiliyor. Kendimizi ifade edemiyor, duygularımızı belli edemez hale gelebiliyoruz.
Sosyal medyada herkes en mutlu, en güzel, “en” halini yansıtır; bu da bireyin kendini eksik hissederek daha da yalnızlaşmasına neden olur. Filtrelenmiş fotoğraflar, özenle sosyal medya için hazırlanmış anlar, abartılmış başarı hikayeleri, kişiyi olduğundan daha mutlu, daha sosyal, daha başarılı gösteriyor. Bu yapay görünüm, hem ilişkilerin samimiyetini yok ediyor hem de diğer bireylerin kendilerini karşılaştırırken içten içe yalnız ve yetersiz hissetmesine yol açıyor. Aynı zamanda sosyal medyada iyi görünme çabası bireyi gerçek dünyadan ve gerçek benliğinden uzaklaştırıyor. Günümüzde çevremiz kendini tanımayan, yalan bir dünyada yaşayan insanlarla çevrilidir.
Pelinay İgit’in ekran süresini düşürmesiyle alakalı videosunda izlediği bir reels videosundan bahsediyordu. “Bizim jenerasyonumuz öldükten sonra kendi anılarından çok başkalarının anılarına sahip ilk nesil olacak.” Bu cümle beni de çok etkiledi. Dünyada iz bırakmak, birilerinin kalbinde yer etmek, bu dünyada anılar bırakmak isteyen insanların sosyal medyanın -teknolojinin kötü taraflarını kastediyorum- geri getiremeyeceğimiz zamanı ne kadar çaldığının farkına varması gerekiyor.
Teknolojinin bireyi yalnızlaştırmasının birkaç nedeni vardır; yüzeysel ilişkiler ve sahte yakınlık, gerçek etkileşimin yerini dijital ekranların alması, sürekli karşılaştırma ve kendini eksik hissetme, dijital bağımlılık ve gerçek hayattan kopuş gibi.
Sosyal medya etkileşimleri genellikle hızlı, kısa ve duygusal derinlikten yoksundur. Beğeniler ve yorumlar gerçek etkileşimin yerine geçmez. Bu durum, aslında birey birden fazla kişiyle etkileşim içinde olsa bile kendisinin “anlaşılmamış” hissetmesine yol açabilir. Çünkü insan sosyal bir canlıdır; mimikler, ses tonu ve beden diliyle kurulan iletişim psikolojik olarak büyük önem taşır. Dijital iletişim kanallarında bu unsurlar neredeyse hiç olmadığı için bu eksiklik, ilişkilerden alınan tatmini düşürür ve yalnızlık duygusunu da artırır.
Bireyler ekranlarda kusursuz yüzleri, pahalı eşyaları, mükemmel ilişkileri görürler. Bu durumların arka planlarından bihaber oldukları için kendilerini onlarla kıyas ederler. Halbuki bu mükemmelliğin arkasında “mükemmel” görünme çabası vardır. Mış gibi yapmak. Bu da insanı olmadığı, belki de hiç olmak istemediği bir kişiliğe dönüştürebilir.
Bazı insanlar vardır mış gibi yapmak için yaşarlar. Mesela kendi doğum günü kutlamasını bir fotoğraf çekimine dönüştürürler. Anın tadını çıkarmaktan önce sosyal medyada paylaşacakları fotoğraflar gelir. Son zamanlarda doğum günlerinde kamerayı sevdiklerine çevirme olayı çıktı ve ben bu durumdan fazlasıyla memnunum.
İşin bir de bağımlılık kısmı var. Güzelce kurgulanmış kısa videolar sayesinde bir sonraki videoyu merak etmemizden dolayı sürekli kendimizi video kaydırırken buluyoruz. Bu kısa videolar yüzünden kaç saat ekrana maruz kaldığımızın farkında bile olmuyoruz. Vaktimiz akıp gidiyor. İki dakika bakıp kapatacağım diye diye saatler geçiyor. Sonra bir bakmışız ki bağımlıyız. Kısa videolara o kadar alıştık ki birkaç saat çalışmak bile bize çok uzun geliyor. Arkadaşlarımızla otururken sohbet edemiyor, hemen telefonlarımıza sarılıyoruz. Her gün biraz daha uzaklaşıyoruz birbirimizden ve bir o kadar telefonlarımıza bağımlı hale geliyoruz.
Alışveriş yapmayı hepimiz eminim seviyoruzdur. Önceden ailemizle, arkadaşlarımızla dışarı çıkar saatlerce gezip alışveriş yapardık. Günümüzde artık online bir şekilde istediğimiz şeyi alabiliyoruz ve kapımıza kadar getirebiliyorlar. Bu tabii ki vaktimizin olmadığı ya da dışarı çıkmak istemediğimiz zamanlarda bizim için büyük bir konfor alanı demek. Bunun yanında tabii bazı dezavantajları var. Özellikle kız kıza alışveriş yapmak bir terapi gibidir. Kafana göre gezmek, istediğin şeyleri fiziksel olarak görebilmek, bir kafeye oturunca aldığın makyaj malzemelerini incelemek ve eve gidince defile yapmak… tüm bunlardan mahrum kalırsınız. Ayrıca ürünler ekrandaki gibi olmayabilir, bedeni bize olmayabilir ya da kendimize yakıştıramayabiliriz. Daha da kötüsü dolandırılabiliriz. Her şeyin avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardır.
Tercih sizin ama ne olursa olsun her şeyin fazlasının zararlı olduğunun bilincinde kalmak önemli. Biz insanlar sosyal canlılarız, yalnız kalmaya pek uygun değiliz. Hiç değilse mutluluğunuzu paylaşabileceğiniz yakınlarınız olsun. Evet tek başımıza birçok şeyi yapabiliriz ama sevdiklerimizle yapmamızın tadı bir başka.


