WhatsApp Image 2021-09-04 at 20.51.05

Söylenti | Pazar Sohbetleri

Öncelikle klasik bir soruyla başlayalım. Söylenti Dergi fikri neden ve nasıl ortaya çıktı? 

Nazlı: Ben yazmayı üretmeyi bunları insanlarla paylaşmayı çok seviyordum. Benim kafa yapıma uyan, tam manasıyla edebi algımın örtüştüğü bir oluşum yoktu açıkçası. -Üst düzey oluşumları hariç tutuyorum.- Ben yazmayı sevdiğimden bahsedince İlkan da tasarım yapmayı yayıncılığı sevdiğini söyledi bu şekilde konuştuk ettik bir bakmışız buradayız.

İlkan: Söylenti Dergi edebiyata olan ve tükenmeyen bir sevginin ve üretme sevdamızın buluşmasının bir yansıması olarak ortaya çıktı. Üzerine uzun düşünmeler yaptık, hatta bu planlama süreci altı, yedi ay kadar sürdü. 2015’te kurmuş ve isim haklarını oluşturmuş olsak dahi 2016 Nisan ayında ilk yazımızı yayınladık. O yıl çok fazla dergi ortaya çıkmıştı, birçok dergi de basılı yayından dijitale taşınıyordu. Bizim amacımız tam tersi, dijitalden basılı yayına geçmekti ve nitekim bunu ilk dijital yayından 5-6 ay sonra yapabildik.

 

 

Söylenti Dergi’nin oluşum ve dijital sürecinden de biraz bahseder misiniz? Böyle bir platform kurmak, fikirlerinizi ve arzularınızı bu platforma aktarmak zor oldu mu? 

Nazlı: İlk etapta sadece bir web sitesiydik. Hatta inanmazsınız sitede 3 yazı var 3 ü de bana ait. Sırf site dolsun diye hızlı hızlı içerik yazıyorum o dönem. Sonra yazar alımları yaptık gelenler gidenler oldu oluşum sürecinde epey. Web sitemiz güzel sonuçlar alınca basılı sürecine geçtik. Sonrasında dergi ve siteyi ayırma kararı aldık. Sitemizde film, kültür sanat, sosyal bilimler gibi alanlarda aktif yayın yaparken e-dergimiz iki ayda bir edebiyat alanında ayrı bir yayın yapıyor. Kurmak teknik açıdan İlkan’ın işiydi. Onun deneye deneye oturttuğu kusursuz bir düzeni var. Elbette acemiydik başlarda ama şuan güzel bir sistemimiz var diyebilirim. Fikirler arzular duygular elbette teknolojik bir ortama tam anlamlıyla yansıyamıyor bazen. Ama ben güzel bir sıcaklık yakaladığımızı hissediyorum.

İlkan: Platformu ilk kurduğumuzda haber sitesi gibi bir görünümü olan ama içinde şiirlerin öykülerin ve denemelerin yayınlandığı, kitap incelemelerinin tek tük, film incelemelerinin neredeyse hiç olmadığı bir yayınla uzun süre yol aldık. Hem dijitalde hem basılıda eserleri göstermek, basılı dergimize olan ilgiyi düşürüyordu. Tabi bu sürede dijitalde en çok inceleme türünde içeriklerin okunduğunu, basılıda ise en çok şiir ve öykülerin fotoğraflarının paylaşıldığını görünce dijitalde tamamen içerik hakimiyeti kurduk. Teknik olarak bakıldığında platformu kurmak, yayına almak çok kolay. Ana sitemizde üç yılı aşkın süredir şiir, öykü vb eser türünde yazıları yayınlamıyoruz ama bugün dergiye gelen on binlerce başvurunun arasında hala bu tür eserleri görmek mecvut. Bizi en çok bu zorluyor. İnsanların aklında “dergi” kelimesi, şiir ve öykünün yayınlandığı yer gibi kalmış. Ama biz “kültür-sanat dergisi” olarak haberi de sunuyoruz, incelemelerde de bulunuyoruz, eleştiri de yayınlıyoruz. Şiir ve öykü türünde eserler artık e-dergimizde sadece.

 

 

İnternet sitenizde görünen ekibiniz oldukça geniş. Eminiz ki adı yazmayan daha birçok yazar ve ekip arkadaşınız da vardır. Bu geniş ekibi yönetmek nasıl bir tecrübe? Sizi zorladığı kısımlar var mı, varsa nelerdir?

Nazlı: Ekibimizde sosyal medya birimimizde yer alan, içerik yazarlığı yapan ve her kategoride ayrı ayrı editörlük ve editör şefliği yapan arkadaşlarımız var. İlk etapta elbette zorluklar oldu. Kişi sayısı fazla, farklı şehirlerde insanlar, gönüllülük esası var. Ama zamanla gruplar açarak toplantılar yaparak ara ara buluşarak bir yakınlık oluşturduk. Şimdi şahane bir ekibimiz var. Öyle günler oluyor ki düzenlerini öyle bir kurmuşlar ki ben bir işlem yapacağımda onların sistemini bozmamak adına çekindiğim oluyor. Elbette zorlukları oluyor farklı görüşteki insanlar farklı yaş ve kültürler. Ama kocaman bir ailemiz oldu bence her şeye değer.

İlkan: Şu anda dergi bünyesinde yüzden fazla yazar, yirmiden fazla editör ve toplamda dokuz yönetici bulunuyor. Yönetim kadrosunda herkesin belirli bir sorumluluğu var ve bu sorumlulukların yarısı da denetlemekten geçiyor. Biz yayın yönetmenleri olarak editör şeflerimizin mutluluğunu, dergi içindeki rahatlığını, onların isteklerini ve fikirlerini gerçekleştirme işlerini sağlamaya çalışıyoruz. Editör şefleri ise aynı bu bahsettiklerimi editörlere, editörler ise yazarlara yapıyor. Tamamen ters bir hiyerarşi var yani. Bunu yaparken, herkesin kendi yönetim alanında kendi üslubuna göre yönetmesini bekliyoruz ki dergideki sorumluluklarını rahat ve hızlıca yerine getirebilsinler. Örneğin derginin bir editör grubu iki haftada bir sesli ya da görüntülü araşarak toplantı yapıyorken bir başka editör grubu whatsapp üzerinden sürekli konuşarak toplantı halindeler. Biz kendi alanının yöneticisi olan arkadaşların aldığı kararlara ya da yaptığı uygulamalara esneklik gösterip onların çizdiği yoldan sapmayıp sadece gerekli gördüğümüze çizdikleri yolu genişletiyoruz o kadar.

 

Söylenti Dergi ekibi olarak tamamen gönüllülük esasıyla çalışıyorsunuz. Bu gönüllülük serüveni size/sizlere manevi olarak neler katıyor? 

Nazlı: Dergide kurucular dahil herkes bunu çok sevdiği için yapıyor. O yüzden biz birini dergiye dahil ederken çok iyi yazmasına vs bakmıyoruz ilgi heves önemli bizim için. Çünkü yazar zamanla kendini geliştiriyor birlikte gelişiyoruz. Büyüyoruz. Bu da güzel bir bağ yakalatıyor. Bambaşka şehirlerde dostlarımız oldu. Görüştüğümüz ettiğimiz. Çok kıymetli bu. Çıkarsız hesapsız bir bağ.

İlkan: Aynı şeyleri sevdiğim, aynı alanlarla ilgilendiğim yüzlerce arkadaş kattı aslında bana gönüllü bir Söylenti Dergi. Basılı dergiyken orada yazarlık yapan arkadaşlarımızla yüz yüze görüşmüştük 2017 yılında. Orada görüştüğümüz arkadaşlarımızın kimisiyle sık sık, kimisiyle birbirimize lazım olduğumuzda iletişime geçiyor olsak da onların orada olduğunu bilmek, birbirimizi anlayabilmek çok güzel. “İyi dostlar biriktirdim, hepsi ailem oldu” diyebilirim.

 

 

Kültür, sanat ve gündeme dair oldukça geniş bir içerik yelpazesine sahipsiniz. Ayrıca sitenizdeki içerik akışı da oldukça yoğun görünüyor. Bu içerik trafiğini nasıl yönetiyorsunuz?

Nazlı: Her içerik yazıldığında uygun kategori seçilerek o alanda ilgilenen editörlerimize gidiyor. O editörlerimiz yazıyı inceliyor gerekli gördüğünde editör notu ile yazarlara geri dönüşlerde bulunuyor. Yazar teknik sistemsel manada hatalarını düzeltiyor ve yayınlanıyor. Bölüm bölüm hareket etmek ve ben merkezli olmayıp herkese yönetimde alan açmak bu anlamda kıymetli bana kalırsa. Sosyal hayatlarında öğrenci, çalışan da olsalar dergi onlara “editör” sıfatını yüklüyor. Ve çoğumuz bu mesleğimizi daha çok seviyoruz 🙂

İlkan: Şu anda sitede birbirleriyle bağlantısız ona yakın kategori bulunuyor. Ana kategoriler haricinde bazı gizli kategorilerimiz var, liste içerikler, özel dosya ve benzerleri şeklinde. Yazı hazırlama sayfamız her bilgisayarda kullanılan kelime işlemci programlarından biraz daha kolay. Kategorinizi seçiyorsunuz, görsel yüklüyorsunuz, birkaç teknik ayar ve yazarın işi bitti. Asıl olay içerik yazarlarımızın yazıyı göndermesinden sonra başlıyor. Editörlerimiz yazıda oluşabilecek tüm kusurları gidermeye, teknik problemleri yok etmeye çaba gösteriyor. Üstelik bunu yazı onaya gönderildikten sonra 48 saat içinde yapmaları gerekiyor. Sonrasında birkaç görsel tasarım ve artık sosyal medyamızda yazıyı okuyabilir hale getirmiş oluyoruz.

Benim açımdan bakacak olursanız yazılarda homojen dağılıma dikkat ediyorum. Eğer sürekli sinema incelemesi yazısı ana sayfada görünürse kitap incelemesi için bizi okuyanları kaçırırız. Bu tam tersi de böyle. Bu yüzden anlık yüklenmelerin oluşmasına engel olabilecek özel bir ana sayfa tasarladık. Şu andan itibaren bir yıl boyunca her gün sinema içeriği de yazılsa her kategorimize ulaşabiliyorsunuz ana sayfamızdan.

 

Yazarlarınızdan gelen bir içeriğin yayınlanma süreci nasıl ilerliyor? Ne gibi kontrollerden geçiyor? 

Nazlı: Bir önceki soruda biraz değinmişim. Yazar yazıyı sistemimize yazıyor, gerekli görselleri yüklüyor. İlgili kategorisini işaretleyip onaya yolluyor. Editörlerimiz kendi kategorilerine gelen yazıları imla, biçimsel, konu, görsel, teknik ayarlar gibi hususlara bakarak yazara editör notu dediğimiz bir not giriyor. Yazar bu nota bakarak hatalarını düzeltiyor. Ardından yazı yayınlanıyor. Sosyal medya ekibimiz de bu yazıları paylaşarak okurla buluşturuyor.

İlkan: Çok teknik bir cevap vermem gerekecek, şimdiden okurların gözlerinde “bu kelimeler ne anlama geliyor” bakışını tahmin edebiliyorum.

Bizim sitemiz aslında çok kullanılan bir uygulamayı alt yapı olarak kullanıyor. İsmi WordPress. Temeli yazı yazma uygulaması olduğundan, sitemizde içerik yazmak kolay. Fakat yayına göndermek zor. Öncelikle “öne çıkan görsel” dediğimiz yazıların kapağı olacak görsel yükleniyor, kategori seçiliyor, etiketler giriliyor ve işte bundan sonrası ileri teknoloji. Kullandığımız SEO uygulaması üzerinde yapılan detaylı ayarlar, yazımızın Google’da değerli bir yerde olmasını sağlıyor. Sosyal medya görünümü için de yine buna benzer ayarlar yapılıyor. Bunları yazarların yapmasının sebebi, aslında dijital yayıncılığı da ekibimizdeki herkese öğretmek isteyişimiz. Çünkü güncel hayatımızda dijital her geçen gün daha büyük rol alacak ve ekibimizde birçok kişi bu işi öğrencilik hayatı sonrası profesyonel olarak da yapmak istiyor. O yüzden bu tarz teknik detayları da yazarlarımızın oluşturmasını sağlıyoruz.

 

Ekibinizi nasıl büyütüyorsunuz? Bunun için belirli dönemler var mı? Yeni arkadaşların ekibe giriş süreci nasıl gerçekleşiyor?

Nazlı: Elbette, ekibe katılmaları için duyurularımız oluyor. Dönemler ayda bir olacak şekilde diyebiliriz. Bunları denetliyoruz gelenleri inceliyoruz. Seçilen arkadaşlarımıza dergimiz hakkında evrakları telefondan gönderiyoruz. Yazar rehberi, içerikler nasıl yayınlanır, sistemimiz nedir vs bu soruları içeren. Ardından gruplarımıza alıyoruz. Zaten editörlerimiz oldukça ilgili oluyor yeni yazarlarımızla. İlk yazılarından itibaren güzel bir adaptasyon süreciyle dergimize dahil oluyorlar.

İlkan: Nazlı ile bazı görev dağılımlarımız var, e-dergi.soylentidergi.com’daki eserlerin seçkisini Nazlı yapıyor ve yayına hazırlıyor bense soylentidergi.com’da sürekli olarak devam edecek yazarlarımızın alımını yapıyorum. Ekibe katıl sayfasına gelen başvuruları inceliyoruz. Gelen başvurulardaki isimleri internette aratıp önceki çalışmaları varsa onları da inceliyoruz. Ama alımı yaparken tek içerik üzerinden değerlendiriyoruz yani çok ünlü bir sitede yazan kişi ile ilk defa deneyimleyecek kişi arasında bizim için bir fark yok, zaten ben de alımları yaparken “bu hafta üç kişi alacağım” diye oturmuyorum formun başına. İyi olanı alıyorum, biraz iyi ya da orta olana geri dönüt yapıp geliştirilebilir olduğunu söylüyorum. Bazen kültür-sanat dergisine yerel haberler ile meditasyon yazıları gibi okurumuza hitap etmeyen yazılar da geliyor, onları cevapsız bırakmak zorunda kalıyoruz konsepti çok anlamadıkları için.

Yeni arkadaşlarımızın ilk yazılarında ise editörler inceleme yaptıktan sonra “editör notu” dediğimiz dönütü vermeyip bunun yerine yazar adına izinli bir şekilde düzenlemeyi tercih ediyor. Buradaki amacımız aslında yazarın ilk yazısında ona yardımcı olmak değil de bir editör ile iletişimde olması. Bu sayede aramıza yeni katılan arkadaşlarımızın daha fazla ısındığını düşünüyorum. Geçtiğimiz aylarda ise editör şefimiz Emre Yenidere ile çok kapsamlı iki rehber hazırladık yazar rehberi ve editör rehberi diye. Yazarlarımız bir yazının nasıl yazılacağını da görebiliyor, editör rehberi üzerinden nasıl işlemlere uygulayacağını da.

 

Başlarda basımını gerçekleştirdiğiniz dergileriniz de olmuş bildiğimiz kadarıyla. Bundan vazgeçiş sebepleriniz ve bu dergiyi dijitale taşıma süreciniz nasıl gerçekleşti? 

Nazlı: Evet basılı olarak dokuz sayı çıkardık. Eşsiz bir deneyimdi. Yazdıklarımızın insanların bizlere yolladığı şiirlerinin düzenlenip bizim tarafımızdan tasarlanıp kağıda dökülmesi. Hayatımın en güzel tecrübelerinden biriydi. Onları matbaadan almak kargolamak dağıtmak. Raflarda seyretmek 🙂 ama basılı dergiler daha doğrusu basılı yayınların tamamı son 2 senedir duraklama devrinde. Her şey dijitale döndü. Biz yine devam edecektik fakat zamlardan dolayı fiyatı arttırmak daha az basmak yerine herkese ulaşalım herkes okusun ağaçları keseceğimize biraz da ağaç dikelim dedik. Bir anlık fikirle oldu. İyi ki yapmışız çok güzel dönüşler aldık. Hala daha alıyoruz. Bir sürü ağacımız oldu. Günün birinde orman olacaklar.

İlkan:Dönüp baktığımızda “bunu biz yaptık” diyebileceğimiz kadar güzel dokuz bir sayı çıkarabildik. Yüzlerce sayı çıkarmak, basılı dergiden hiç vazgeçmemek isterdik ama önümüzde birkaç seçenek vardı. Ben Nazlı’nın dediklerine ek olarak biraz da tasarımsal açıdan bakıyorum. Dijitalin nimetlerinden yararlanıp sevdiğimiz, okuduğumuzda bayıldığımız yazıları 32-48 sayfaya sığdırmaya çalışacaktık (kimisi siyah beyaz kimisi renkli sayfalarda) ya da dijitalin tüm nimetlerinden yararlanacaktık. Ben derginin tasarımcısı olarak dijitalin nimetlerini daha tatlı buldum diyebilirim. Hangi basılı derginin kapağı video olabilir ki? Ya da hangi basılı derginin içinde bir ses dosyası, bir video ya da sınırsız şekilde sayfası olabilir? Biz e-dergi.soylentidergi.com’da bunu hep yapıyoruz.

 

 

Peki Söylenti Dergi için gelecek planları yapıyor musunuz? Gelecekte Söylenti Dergi’yi ne gibi şeyler bekliyor?

Nazlı: Tabi ki. Bizim için çok kıymetli göz bebeğimiz dergimiz. Biz kendi hayatımızın parçası olarak görüyoruz. İlerde mobil uygulama yapma fikrimiz var. Daha fazla kişiye daha rahat ulaşabilmek adına. Biz büyüdükçe o da büyüyecek çoğalacak.

İlkan: Söylenti Dergi bizim için bir çocuk gibi aslında. Eylül 2021 itibariyle altıncı yaşını kutlayacağız hatta. Nasıl ki yeni doğan çocuktan matematik problemi çözmesini bekleyemeyiz, biz de dergide somut adımlar atmak istedik. İlk kurduğumuzda şiirleri, öyküleri olan bir dergiydik. Şu anda yayınlanmış binlerce yazısı olan ve her geçen gün yenileri eklenen bir dergiyiz. Adımları acele etmeden atıyoruz. Bu sene podcast serilerine başladık, farklı programlar için de hazırlıklara devam ediyoruz. Podcastlerin bizim için bir ilk olmasının dışında farklı atölyeler ile de okurlarımızla buluşacağız. Yakın zamanda film okuma etkinlikleri olacak. Bu yıl sonuna doğru yazma üzerine etkinlikler olacak. Bunları biz severek yapıyoruz, zaten dergi aslında koca bir atölye gibi, hem biz hem ekibimiz hem de okurlarımız sürekli bir öğrenme sürecindeyiz. Bunlar dışında orta vadede klasik dergi uygulamalarından farklı yaratıcı bir mobil uygulama için çalışacağız şu anda fikir ve yöntem üzerine geliştirmeye çalışıyoruz. Yakında projeyi kodlamaya da başlayacağız.

 

 

Son olarak, bildiğiniz gibi dünya olarak çok zorlu bir pandemi sürecinden geçiyoruz. Pandemi süreci Söylenti Dergi’yi olumlu ve olumsuz olarak nasıl etkiledi? 

Nazlı: Açıkçası ne kadar doğru bilmiyorum ama dergiyi olumlu etkiledi diyebilirim. İnsanlar evde kaldığı için sürekli yazdı, okudu. Sosyal medyada internet ortamında aktiflik söz konusu oldu. Bu bizim en verimli dönemlerimizdendi. Çok yazı yazdık çok okunduk. Ne mutlu ki sıkıntılı süreçlerde hiç tanımadığımız insanlara dost olduk.

İlkan: Pandeminin ilk birkaç ayında herkes ne olduğunu şaşırmış vaziyetteydi, biz hızlıca “Karantina Günlerinde Etkinlikler” benzeri bir sayfamızı yayına aldık sitemizin içinde. Filmler, kitaplar, etkinlikler önerdik yazarlarımızla ve bu süreci derginin psikolojisi hasarsız atlattı. Sonrasında uzatmalı yasaklar ise bize istatistiksel olarak çok yaradı ama bu istatistiklerin yüksek olması bizim için üzücü bir tabloydu. 21.00’de eve girme zorunluluğu bize zor çektiğimiz bir gece ziyaretçisi kazandırdı, hafta sonu tam kapanma sürecinde keza öyle. İnsanlar işte, yolda, beklerken, sıkıldığında, ödev yaparken, kafasına bir şeyler takıldığında sitemizi ziyaret ediyordu ama dijitalde en zor ziyaretçi kitlesi sosyal etkinliklerini gerçekleştirirken ziyaret eden kullanıcılar. Kimse arkadaşlarıyla kahve içtiği bir ortamda konusu geçmeden ziyaretçiniz olamaz sonuçta. Ülkede uygulanan yasaklar pandemi odaklı değil de sosyal yaşama doğrudan müdahale amacıyla kurgulandığı için bizim elde etmekte zorlandığımız bir okur kitlesi kazanmış olduk. Ama bizim temennimiz hem okurlarımızın hem üreticilerimizin sosyal bir yaşantıya sahip olması. Sokakta olacağımız zaman sokakta, yazı zamanı klavye başında olalım; yeter ki normal bir hayatımız olsun artık…

Hesabında paylaş

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on print
Share on email
X