4

Zerrin Sümer | Pazar Sohbetleri

Bu hafta Pazar Sohbetleri’nde çok değerli sanatçı Zerrin Sümer’leyiz. Keyifli okumalar.. 😊

 

Merhaba, öncelikle röportaj talebimizi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederiz. Nasılsınız, hayat şu an sizin için nasıl gidiyor?

Merhaba. Şu sıralarda hayat nasıl gidiyor diye soruyorsunuz, yüz binlerce kişinin aynı şeyleri söyleyeceği gibi; kaygılı, endişeli, üzgün…  Yarınımızı bile bilemediğimiz bir kaosun içindeyiz. Tüm dünya insanlarının aynı acıyı, kaygıyı, korkuyu hissetmesi, yaşaması korkunç bir şey. Dilerim bu trajediden ülkem ve dünya insanları en kısa zamanda kurtulur.

 

 

Kariyeriniz boyunca onlarca projede onlarca karaktere can vermişsiniz. Geriye dönüp baktığınızda “Keşke daha farklı olsaydı, sonu daha farklı bitseydi.” ya da “Bir daha aynı teklif gelse canlandırmam.” dediğiniz bir rol var mı?

Profesyonel tiyatro yaşamımda onlarca oyunda sahneye çıktım. Her rol bir oyuncu için yeni bir yolculuk, yeni deney, yeni bir hayat. Ben şanslıyım zira çok değerli usta oyuncularla, hâlâ saygıyla, sevgiyle andığım patronlarla ve onların tiyatrolarında çalıştım. Tiyatroda rolün küçüğü büyüğü olmaz denir, bir yerde doğrudur da… Benim için önemli olan; karakterin oyundaki etkinliği, işlevselliği, izi. Yalnız bir kere, turne bağlanmıştı, oynayan oyuncu rolü aniden bıraktı. O rol için yeni bir oyuncu bulmak zaman ve koşullar yüzünden imkânsız olunca iş bana düşmüştü. (Özel tiyatroda çalışmanın sorumluluğu.) Hiç provasız, yol boyunca ezber yapıp sahneye çıktığım bir oyun var ki; az sahnelenmesine rağmen benim için ecel teri dökmek misali bir şeydi.

 

 

1998 yılında rol aldığınız “Sen Hiç Ateşböceği Gördün Mü?” adlı tiyatro oyunu bildiğiniz gibi yakın zamanda yeni versiyonuyla bir film olarak karşımıza çıktı. Yeni versiyonu hakkında ne düşünüyorsunuz? Tekrar gündeme gelmesiyle tiyatro versiyonunu da yeni nesil izledi ve çok beğendi. Sizce bir film, tiyatro oyunuyla aynı etkiyi veriyor mu?

“Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?”  Evet izledim. Senaryodaki yorum çok farklıydı. Dramatik yapısı, karakterler yumuşatılmış. Özellikle dayının finaline şaşırmadım değil, üzüldüm de. Biz oyunu 4 sezon oynadık, turnelerimiz de oldu. Benim bildiğim, “Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?” oyunu rekor sayıda sahnelenen oyunlardan biriydi. Türkiye genelinde, özellikle İstanbul’da, tiyatro seyircisi bellidir. Aynı kişilerin tekrar tekrar izlediklerini gördüm bu oyunu. Hepimiz her oyunda ilk oyunmuş gibi hissettik. Benim her saniyesinden mutlu olduğum işlerden biridir. Tiyatro; seyirciyle aynı anda üretilen, seyirciyle var olan, seyirciyle nefes alan, yaşanan sanat dalı. Film ise; teknik imkânları olağanüstü kullanabilenlerin yaratıcılık örneklerini gördüğümüz müthiş sanat dalı. Düşler, uçlar, hayaller dünyası… Etkilenmemek mümkün değil.

 

 

Sizce pandemi dönemi tiyatroyu ve dünyayı nasıl etkiledi? Bu süreç bizlere olumlu veya olumsuz neler kattı?

Pandemi dünyayı altüst etti. Yaşam savaşı. Dünya hâlâ bu savaşın içinde. Bizler ne kadar farkındayız, farkında mıyız, bilmiyorum. Körebe oynuyoruz virüsle. İlk şok atlatıldı. Tahammül sınırları tükenince insanlar hayatlarını özlediler, sıradan hayatlarını… Ben de aynı duyguları yaşadım, yaşıyorum da. Sıradan günlük işler için bile özgürlüğün kısıtlanması çok rahatsız edici. Bu durum tiyatroyu tabiî ki etkiledi; tüm sanat dünyasını, eğlence sektörünü, toplu yaşamın olduğu her ortamı etkiledi. Ekonomik sıkıntılar, bunalım ve çaresizlik herkes için. Belki insanoğlu bu vahim olaydan dersini almıştır diye ummak istiyorum.

 

 

Çok değerli bir ustasınız. Sizden öğrenebileceğimiz her şey bizim için çok değerli. Bizlere, “Z Kuşağı”na neler söylemek istersiniz?

Bazen gençlere söylüyorum; önce kendinizi tanıyın, güvenin, her konuda dürüst olun, kendinizle yüzleşmekten korkmayın diye. Tarihimizi iyi öğrenin diyorum; bastığımız toprağın değerini bilin, geçmişini bilmeyenin geleceği olamaz. Elinizdeki imkânları gelişmek, geliştirmek için değerlendirin. Fark edin diyorum; ağacı, toprağı, çiçeği, böceği, insanı… Gülümseyin, selamlaşın, sevin, âşık olun ve korkmayın diyorum.

 

 

Sinema, televizyon veya tiyatro tarihinde, ”Bu rolü oynamayı çok isterdim.” dediğiniz bir rol var mı?

Filmleri izlerken veya tiyatro seyrederken “Ben oynasaydım” diye düşündüklerim, düşlediklerim, bazen bir süre hayal kurduğum oluyor tabiî. Özellikle ters köşe, oyunculuğumu zorlayıcı karakterler. Gorki’nin “Ana” rolü oynamayı düşlediğim bir karakterdir mesela.

 

 

Peki kariyeriniz boyunca oynarken en keyif aldığınız ve kendinize en yakın hissettiğiniz rol hangisiydi?

Bazen ilk okuyuşta sıcak gelmese bile genellikle oynadığım her rolü sevdim. Neticede insanı anlatıyoruz. Kötü karakterin bile sevilecek insanî bir tarafı vardır. Bunu “Orkestra” oyununda oynadığım “Nazi subayı” rolünde çok hissetmiştim. Nefretle acıma duygusu bırakıyordu insanda. Yine çok yıllar öncesinden “Tatlı Kaçık”, ana tema; koşulsuz sevginin her kötülüğe gâlip gelme hikâyesi.  “Havyar mı Mercimek mi” kalabalık bir İtalyan ailesinin yaşam hikâyesi; parasız, gürültücü, işsiz, neşeli, hoş görülü, her şeye rağmen sevgi dolu olmak. “Yedi Kocalı Hürmüz” Ayfer Feray Tiyatrosu’nda. (Hürmüz’ü ilk oynayan Ayfer Feray’dır. 1969 -70 -71 sezonu Alkazar Tiyatrosu’nda) Kapalı gişe oynanmıştı. Haftada 7-8 oyun. “Uzakta Piyano Sesleri” dönem oyunuydu; ilişkiler, aşk, yalnızlık, hüzün… Tabii “Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?”. Aklıma ilk gelenler… Sinemada “Nergis Hanım”, Alzheimer hastası yaşlı bir kadın. Senaryosunu okuduğumda çok etkilendim, hemen kabul ettim. Tekrar tekrar okudum, bakım evlerine gittim, internetten araştırdım, ailesinde yaşamış olanlarla konuştum, bayağı bir çalıştım yani. Oynarken karaktere yabancılaşmam gerekliydi, yâni bir nevi bağışıklık edinmeliydim. Güzel iş oldu, memnunum. Ben kendime çok acımasızımdır, yarışım hep kendimledir, zor beğenirim; işime hâlâ tutkunum… Birçok komedi filminde sempatik karakterlerim oldu, dizilerde de keza. Çok eğlendirici, güzel, mutlu olduğum işler. Bir Demet Tiyatro, Yalancı Romantik, Sakarya Fırat, Fırtına, Kadın İsterse, Güzel Köylü, Karım ve Annem, Yalancı Romantik bunlardan birkaçı diyebilirim.

 

 

Kadın İsterse, Bir Demet Tiyatro ve En Son Babalar Duyar bizim jenerasyonumuza yetişmiş ve severek izlemiş olduğumuz, efsaneleşmiş yapımlardan. Televizyonun karşısına geçip gözümüzü kırpmadan izlediğimiz günleri düşününce bizim içimiz ısınıyor, fakat yeni jenerasyon yapımlarda o sıcaklığı bulamıyoruz. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce yeni nesil sinema ve televizyon dizilerinde eski samimiyet var mı?

Birkaç ay öncesine kadar her dizi başladığında merak ediyor, az da olsa fikir edinmek için izliyordum, bıraktım. Vazgeçtim yani. Birbirinin tekrarı kopya senaryolar, kan, intikam, kötü karakterlerin revaçta olduğu umutsuz, sevgisiz, acımasız diziler. Maraz ilişkiler, aileler, arkadaşlıklar, karamsarlık… Kendimizden uzaklaştık; bizi biz yapan güzelliklerimiz, özelliklerimiz, hasletlerimiz yok oluyor. Eskiden böyleydi, eskiden şöyleydi, eskiden çok farklıydı gibi sözler söylüyoruz duyuyoruz da ne yazık ki sevgisiz bir toplum olduk, değerlerimiz her geçen gün tükeniyor. Zaten yaşam koşullarımız problemli, sıkıntılı. Üstüne üstlük üretilen dizilerin çoğunun karamsar, umut yitirici, sevgisiz, sinir bozucu olması da cabası. Ben izlemiyorum, izleyemiyorum daha doğrusu, samimi de gelmiyor.

 

 

Tecrübeli ve başarılı bir sanatçı olarak fikrinizi merak ediyoruz. Sizce günümüzde sinema ve sanat nereye evriliyor? Artı ve eksileriyle ele alırsak bu konu hakkında düşünceleriniz neler?

Sanat; iyiyi, güzeli, gerçeği, tasarımı sorgulatan yaratıcılık olduğuna göre, içinde bulunduğu toplumun kültür yapısından, ekonomisinden, politikasından, sosyal statüsünden etkilendiğini düşünürsek; kültür politikasının olmadığı ülkemizde bireysel çabayla ne derece evrim geçirebilir ki. Yine de dünya çapında sanatçılarımızın olması mutluluk verici.

 

 

Gelecek planlarınızdan biraz bahseder misiniz? Yakın gelecekte sizi göreceğimiz yeni projeleriniz olacak mı?

Her şeye rağmen umudumu kaybetmiş değilim. Çalışmayı seviyorum. Sanırım benim alışkanlığım da bu. 19 yaşında öğrenciyken Devlet Tiyatrosu’nda başlayan profesyonelliğim, işime olan sevgim hiç bitmedi. Seçiciyim; seveceğim bir rolü oynamak; sinema, dizi, tiyatro oynamak benim işim. Sıkça rüyalarıma giren tiyatroda sahneye çıkmak, sahnede olmaksa en büyük arzum.

 

Hesabında paylaş

Share on facebook
Share on google
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on print
Share on email
X