Ateşlerdeki Yankı

Sevgili Clair,

Karşıma çıkan herkesin gölgesinde yaşamaya alıştırdım kendimi. Bu öyle bir alışma ki; sığındığım gölgeler bir yapboza dönüşse gölgelerin sahipleri yapbozu tamamlamak için son kalan eksik kısmı benimle tamamlayacaklarmış hissi uyanıyor içimde. Ve bu sinmişliği bana itiraf ettirecek tek şey bombalarla yıkılmış bir şehirde geçirdiğim 30’lu yaşlarım değil, ardı arkası kesilmeyen yolculukların sonunda ancak 68 yaşımda varmış olduğum şu sakin göl kıyısında geçen birkaç saatmiş meğer. Ve bu ezikliğin bir nedeni de sana bu mektubu şu yaşımda yazıyor oluşumdur. Biliyorum bu mektup sana asla ulaşamayacak. Ama elimden başka bir çare de gelmiyor. Aslında bu kadar da kendime yüklenmemem lazım. Bir kişi Nazilerin yaşattığı vahşetten kaçabilmek için verdiği mücadelede kendisine düşen ufacık bir mutluluğa dahi nasıl sarılıyorsa ben de o kadarına sarılabildim ve fazlasının peşine düşmedim. Daha doğrusu düşmek aklımın ucundan dahi geçmedi. 

Maalesef Tanrı insanları elverişsiz topraklar ile sınadığı kadar elverişsiz zamanlarla da sınıyor. 1939 yılından beri elime geçen her gazetede okuduğum haberlerin bir benzerinin benim de başıma geleceğinden habersizken bana sunulan son mutlu günlerimde karşılaştım seninle. Seninle baş başa geçirebileceğimiz en ufak bir anı dahi yaşayamadan şehrin bulvarlarında Nazi tankları ve her türlü yağmayı, vahşeti ve pisliği gerçekleştirecek bir ordu gövde gösterisiyle ikimizin yaşayabileceği tüm mutlu anlara meydan okuyorlardı.

Geldikleri o ilk gün aklımdan çıkmıyor. Başka yerlerde yaptıklarını radyodan dinlemiş, gazetelerde okumuştuk. Ve ne yapacaklarını da az çok tahmin edebiliyorduk. Lakin bu tasavvurlar asla bir acının bilfiil yaşanması ile karşılaştırılamazdı. Ama o ilk an, üniformalarının düğmeleri cehennemin henüz açılmamış kapılarını anımsatıyordu. Sokakları inleten uygun adımları sanki yaptıkları tüm kötülükleri saklarcasına hipnotize edici bir melodi gibiydi 

Sana şimdi bunları niye anlattığımı bile bilmiyorum. Belki de acıyıp beni affetmeni istiyorum. Bu dediklerim aslında bir neden değil, ama benim senin karşına geçip de sana kendimi haklı gösterebilecek başka hiçbir şeyim yok elimde. Seni ilk gördüğümde düşünmüştüm ki; sana karşı hissettiğim aşk sanki önceki hayatımdan devraldığım bir mirastı. Ama şimdi görüyorum ki bu sadece bir yanılgıymış. 

                                                                                                                                                                                                                                                                                               

André Sombre

1978 kışı / İsveç