Fotoğraf Topluluğumuzun Erdem Aydın ile Röportajı

Share on facebook
Share on linkedin
Share on twitter
Share on whatsapp

Öncelikle kendinizden ve aldığınız eğitimden bahseder misiniz?

1985, İstanbul doğumluyum. Sosyal faaliyetlerim açısından destekleyici bir ailede yetiştim. Edebiyat, tiyatro, müzik gibi birçok sanat alanında ufak tecrübelerim olduancak bunların bir kısmıyla sanırım gerçekten ilgili değildim, sadece heves olarak kaldılar. Bir kısmını da belli bir süre sonra ilgimin azalması sebebiyle terk ettim. Lise yıllarında yeni yeni fark etmeye başladığım fotoğraf ve video, zaman içinde daha da derinlerine ulaşabildiğim muhteşem bir keşif alanına dönüştü. Özellikle fotoğrafta ulaşabildiğim bilginin sınırlarına ulaşınca yolculuğumu sürdürebilmek için güzel sanatlar fakültesine girerek fotoğraf okumaya karar verdim. Böylece Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde önce lisans sonra yüksek lisans eğitimime başladım. Fakat yıllar önce karşılaştığım sınıra tekrar yaklaştığımı hissettiğimde yüksek lisans eğitimimi yarım bırakarak yeni bir keşfe atıldım. Bugün Nikon Türkiye’de fotoğrafla ilgili hayallerimin yeni bir evresini gerçekleştiriyorum.

 

 

 

 

Birçok farklı türde fotoğrafçılık yapıyorsunuz. Gezi fotoğrafçılığı, konser fotoğrafçılığı, hava fotoğrafçılığı… Multidisipliner olmaktan memnun musunuz yoksa kendinizi bir alana ait hissediyor musunuz? 

Aslında ben kendimi bir konser/performans fotoğrafçısı olarak tanımlıyorum. Ancak tabi ki fotoğraflarını çekmekten hoşlandığım farklı konular var. Bu fotoğrafla ilgilenen her fotoğrafçının zaman zaman keyif almak için yaptığı oldukça normal bir şey. Ben fotoğrafı her zaman bir keşif aracı olarak görmüşümdür. İster Avrupa’da bir şehir ister Anadolu’da bir kasaba olsun fotoğraf, orayı kendi gözümden anlatmanın bir yoludur benim için. Bunun yanında merak, beni her zaman zinde tutmuştur ve yeni keşiflerimin fitilini yakmıştır. Bu yüzden konser/performans fotoğrafçılığının dışındaki tüm alanlarda aslında mutlu olmak ve anımı zenginleştirmek için fotoğraf çekiyorum.

Sanırım sahip olduğununuz anlatım dilinin, çektiğiniz tüm fotoğraflara yansıması bu algıyı yaratıyor. Sanki tüm fotoğraflar bir sanatçı ciddiyetiyle, yüksek amaçlar uğruna çekiliyormuş gibi hissettiriyor. Ama aslında ben sadece eğleniyorum.

 

 

 

 

Fotoğraf çekerken kavram ve estetik açısından nelere dikkat ediyorsunuz?

Konser/performans fotoğrafçılığının dışında, seyahatlerimde çektiğim sokak fotoğrafları veya zaman zaman gerçekleştirdiğim projelerde önce konunun bana hissettirdiğini anlamaya çalışırım. Bu da aslında anlık bir şey değil, tam tersine yıllardır biriken hislerinizin toplamıdır. Bazen de gittiğim yerdeki o anlık hissi takip

ediyorum. Mesela Moskova – St. Petersburg seyahatim buna en güzel örnektir.

Yıllarca komünizmin başkenti olarak beynime kazılan Moskova’da ve sonra şatafatın şehri St. Petersburg’ta dikkatimi çeken ilk şey insanın kendini bu şehirlerde ne kadar ‘ufak’ hissettiği olmuştu. Bir caddeden karşıya geçmenin bu kadar uzun sürdüğü başka şehirler görmemiştim hiç. Binalar, kuleler, sütunlar, su giderleri… Bu şehirlerde her şey size kendinizi ufacık hissettiriyor.

Burada çektiğim fotoğraflardan bu hislerimi anlatan bir seri çıkarmıştım. Yanıma aldığım Nikon 17-35mm objektifim sayesinde aklımdaki konuyu anlatan fotoğrafları çekebildim. Ve sonuç olarak bu iki şehrin üzerimde bıraktığı izlenimi kendimce bir yolla anlatmaya çalıştım.

Estetik açıya gelecek olursak elimden geldiğince özgün olmaya ve an özelinde kalmaya çaba sarf ediyorum. Yani bir takım kompozisyon kitaplarında anlatılan kurallara uyabilmek için yerlere uzanmıyorum. Fikrimi anlatabilecek görüntüyü bulabildiysem benim için yeterli. Saçmalamaktan kesinlikle çekinmiyorum.

 

 

 

Fotoğraf sizin için bir iş mi yoksa bir hobi mi? Bu ayrımı nasıl yapıyorsunuz?

Aslında fotoğraf benim için her ikisi de. İkisini yaparken de çok mutlu oluyorum. İkisinin birbirinden tam olarak ayrılabildiği bir an olamıyor. Bu yüzden gerçekten

kafamı boşaltmak istediğim zaman tamamen başka şeyler yapıyorum. Böyle durumlarda başka bir keşif aracım olan bisikletime atlayıp yola çıkıyorum.

 

 

Konser fotoğrafçılığının sizin için önemi nedir? Konser esnasında çekeceğiniz karelere nasıl karar veriyorsunuz? Belli bir kompozisyon veya kurgu planlamanız oluyor mu?

Sıradan bir günümün içinde müziğin olmadığı bir an çok nadirdir. Yürürken, araç kullanırken, çalışırken müziğin sesi her zaman açıktır. Hal böyle olunca konser fotoğrafçılığı biraz da tırmalayarak ulaştığım, püf noktalarını yıllarca tecrübe ederek ulaştığım hem müzik dinlediğim hem de fotoğraf çekebildim harika bir çalışma alanı. Konser fotoğrafında, fotoğrafı hangi amaçla çektiğinize bağlı olarak aradığınız kareler değişebiliyor. Yani bu fotoğraflar ertesi gün gazeteye çıkacaksa farklı, sosyal medyada paylaşılacaksa arayışım farklı oluyor. Veya her ikisi de olacaksa tüm bunlara uygun kareler çıkarmaya çalışıyorum. Ayrıca sevdiğim bir müzisyen veya grupsa kendi portfolyoma koyabileceğim özel kareleri de zorluyorum.

Yerleşmiş bir fotoğraf algısına sahip olunca, bu sizin tüm çalışmalarınıza da ister istemez yansıyor. Konser fotoğrafında da yine kendime özel anlara ve ambiyansa yöneliyorum. Sahnenin temposunu veya ruhunu yansıtabilecek fotoğrafları çıkarmaya çalışıyorum.

Bu işte çekim yapacağınız alanı ve sahnedeki kişileri iyi tanımanız önemli. Eğer özel bir mekânda değilseniz Harbiye Açıkhava, Bostancı Gösteri Merkezi, WV Arena gibi sahnelerde ışık konserden konsere değişir. Doğal olarak ışık masasındaki operatör de… Böyle zamanlarda ilk birkaç şarkıyı ışığı anlamak için kullanırım. Konserin ortalarında kendimi bulur sonuna doğru da en güvendiğim fotoğrafları çıkarmaya başlarım. Bazen konserin sadece ilk birkaç şarkısının çekilmesine izin veriyorlar. O zaman da aynı süreci hızlandırmak zorunda kalıyorum.

 

 

 

 

İlham aldığınız veya fotoğraf tarihinde sizi etkileyen fotoğrafçılar var mı? Varsa ne açıdan ilham alıyorsunuz?

Fotoğraflarını her zaman kıskandığım, benim için önemli 2 fotoğrafçıyı hemen anlatayım. Biri fotoğraflarındaki eğlencenin ve mizahın keyfini yıllardır çıkardığım Elliot Erwitt. Madrid Fotoğraf Günleri’nde sergisine denk geldiğimde ruhuma bir vahagibi gelmişti. Bir değeri ise komposizyonlarının kendine buyrukluğu ve güçlü hikayeleriyle Nikos Ekonomopoulos. Nikos’un Balkanlarda adlı eseri bence bir başucu kitabıdır. Bu iki isim de öğrenciliğim sırasında yıllarca maruz kaldığım dikte anlayışından kaçış noktalarım olmuştu.

 

 

Sizin için iyi ya da kötü fotoğraf nedir? Fotoğraflarınızı neye göre seçiyorsunuz?

Her fotoğrafı bu şekilde ayırmak doğru mu? Emin değilim. Fotoğrafları belki de ‘ilgimizi çeken’ veya ‘ilgimizi çekmeyen’ diye ayırmalıyız. Güzel veya çirkin kavramlarının olduğu gibi iyi ve kötü fotoğraf da zamana ve ruh halimize göre değişebilir.

Ben bir fotoğrafta, fotoğrafçının tavrını hissetmeye başladığımda o fotoğraf artık benim için ilgi çekici olmaya başlıyor. Bende fotoğrafçının diğer çalışmalarını görme hissini yaratıyorsa o fotoğraf bana ulaşmış demektir.

Ben genelde fotoğrafları çekim aşamasında seçiyorum. Yani fotoğraf çekerken seçici davranıyorum. ‘Son gezimde 3000 (3K, üç bin) fotoğraf çektim’ diye övünenlerden hiç olmadım. Bu seçiciliğin içinde ışık, renk, kontrast gibi beylik faktörlerin yeri çok gerilerde. Gördüğüm anın özgünlüğü bana çekici gelen. O anın içinde güzel bir ışığın olması evrenin hediyesi sayılabilir ama aklımdaki hikâyeye uygun düşen fotoğraflar benim için en değerli olanlarıdır.

 

 

Topluluğumuzla yaptığınız temel fotoğrafçılık eğitiminden aklınızda kalan kritik noktalar var mı? Yani fotoğrafa yeni başlayanların en çok dikkat etmesi gereken konular sizce nelerdir?

Üniversitelerin öğrenci topluluklarını çok önemserim. Üniversiteye gelene kadar herhangi bir kültürel faaliyetle derinlemesine ilgilenemeyen gençlere, inanılmaz fırsatlar açabilecek kapasitedeki yapılar olduklarını düşünüyorum. Böyle bir topluluğun üyesiyseniz, fotoğrafın boynunuzda bir makineyle, sadece hafta sonu gezilerine gitmeye yaran bir faaliyet olmadığını anlamanın en güzel ve önemli fırsatını yakalıyorsunuz.

Hazır bu fırsat yakalanmışken fotoğrafın düşünsel ve görsel yanlarını keşfedebilecek etkinlikleri, yayınları, sergileri kaçırmamak işin çok çok önemli kısmı. Kendimizi görsel olarak beslemeli, çevrenize her şeyi ilk defa görmüş gibi bakmayı alışkanlık edinmeli.

 

 

Son olarak fotoğrafçılık ile hobi olarak ilgilenen kişilere vereceğiniz 3 öneriniz olsa bunlar neler olurdu?

  • Merak edin.
  • Keşfedin.
  • Eğlenin.

Diğer Yazıları Keşfet

X